Sevgili okuyucum,
Kaderimizin tıpkı bir zincirin halkaları gibi yaşadığımız mekânların kaderleriyle örtüştüğünü biliyor muydunuz? Her mekân, çatısı tamamlanıp da ilk kişi oraya taşındığında kendi kaderine doğar. Nasıl ki bir bebek ilk nefesiyle yaşama merhaba diyor, işte bir bina da ilk misafiri orada yaşamaya başladığı zaman, kendi kaderine merhaba diyor.
Yaşamlarımızı kaderimize hizmet eden mekânları seçerek kurmamız peki, sizce bir tesadüf mü?” Her mekânın bizimle bütünleşen bir hikâyesi var. Bir evden kapıyı son kez çekip çıktığımızda bilin ki o evde yaşayacaklarınız, size katacakları, yaşatacakları tamamlanmıştır. Her değiştirdiğimiz ev ile hayatımıza yeni bir kapıdan tekrar gireriz. Yeni evimiz yeni öğrenimler, değişimler yaşamak üzere bizi farklı bir perspektiften bakmaya yönlendirecektir. Çünkü biz artık hayatımızın farklı bir aşamasına geçmek için hazırız. Bu sebepten dolayı her ev ya da iş yeri değişimi boyut atlamakdır derler.
Bu kitabı yazarken, seçtiğiniz mekânların size ayna tutmasını ve aynadaki yansımanızda nasıl göründüğünüzü fark etmenizi diledim. Bu kitaptaki konumuz mekânlar olsa da, onların yönlerini incelerken hayatımızı, o yöne yerleştirdiğimiz eşyalarla yaşamımızdaki paralelliği çözmeye başlayacak, neyi nasıl yaşamak istediğimizi düşünecek, bu düşüncelerimiz gerçekleştiğinde yaşamımızın nasıl olacağını, neleri farklı yaşayacağımızı kurgulayacağız.
Danışanlarımla genelde mekânlarında tanışırız, neler yaşadıklarını, hayatlarının hangi alanlarınında değişiklikler istediklerini, evlerini nasıl yerleştirdiklerini, evin en çok hangi alanlarında vakit geçirdiklerini ve eğer biliyorlarsa, daha önce o evde yaşayanlar hakkında konuşuruz. Mekânın, pusulayla ölçüsünü aldıktan sonra mekân üzerinde çalışmaya başlarım. Sonra bir araya gelerek mekânın yönlerini, anlamlarını ve bu alanlarda yaşamak istedikleri her ne var ise nasıl oluşturacağımızı konuşuruz.
Danışanlarımdan biri, bir evlilik yapmış, boşanmış, tek çocuk annesiydi. Artık hayatında yeni bir aşk istiyordu, kazancının ancak giderlerine yettiğini, kendisine ekstra bir para kalmadığından da şikâyetçiydi. Yoga eğitmenliğinin yanında okuduğu bölümle ilgili bir firmada çalışmaya ihtiyacı olduğunu söylemişti. Ayrıca kızının, kendi odasında sadece siyah ve beyaz renklerini kullanmayı sevdiğini ama kendisinin ona daha renkli bir oda yapmak isteğinden bahsetti. Son olarak da kızının onunla uyumak yerine kendi odasında uyuması için ne yapması gerektiğini sordu.
İlk olarak evinin ön cephesini belirledim, bu cephenin pusulayla hangi derece olduğunu tespit ettim. Evi şehrin merkezinde bir sitede, çevresinde yeşilliklerin de olduğu sakin ve huzurlu bir konumdaydı. Binanın yapım tarihini öğrenerek uçan yıldız formülüyle evin yönlerinin rakamlarını buldum. Mimari plan üzerinde yönleri çizdim. Bu alanlara gelen rakamları plan üzerine not aldım. Daha sonra yönlere hangi eşyaları nasıl yerleştirdiklerine baktım. Evin en çok hangi odalarını kullandıklarını sordum. İlk dikkatimi çeken evinin ön cephesinde olması gereken para enerjisinin arka cephesindeki yatak odasında olduğuydu. Para enerjisi arka cephede olduğunda, enerjisi azalır. Bu da danışanımın neden düzenli bir şekilde para kazanamadığını ve neden parasının geldiği gibi gittiğini açıklıyordu. Arka cepheler genelde evin en sakin kısmıdır. Genellikle yatak odaları evlerin arka cephesinde yer alır. Para enerjisinin ihtiyaç duyguduğu en temel şey ise harekettir. Feng Shui’de de hareket bereketi getirir. Feng Shui’de rakamlar hayatımızdaki aşk, para, ünlenmek vb. anlamlara karşılık gelir. Yatak odasındaki “8”sebebiyle, para enerjisinin olduğu yönde gündüz saatleri mum yakarak bu enerjiyi arttırmasını tavsiye ettim. Danışanımın yatak odasının diğer yarısı ise “9”du, yani beklenmeden gelen bereket, ünlenmek ile ilgili enerjiyi alıyordu. İnsanların onu fark etmesini, daha çok tanınmasını ve daha iyi bir iş bulmasını sağlamak için yatak odasının bu bölümünde gündüz saatlerinde su şelalesi kullanmasını önerdim.
Çoğu durumda danışanlarım her ne kadar istekli olsa da yine de konfor alanından çıkmayı zor buluyorlar. Danışanım İstanbul’da hemen bulabileceği su şelalesini, Çin’den sipariş etti ve şelalenin ulaşması iki ayı bulduL Su şelalesini kullanmaya başladıktan üç saat sonra beni aradı. Çok mutlu ve heyecanlı bir şekilde su şelalesini çalıştırmaya başladıktan yarım saat sonra üç firmanın onu aradığını ve bir firmayla şimdiden görüşme ayarladığını anlattı. Aşk yönüne gelince… Kendisinden sevgilisi olduğunda, o kişi ile neler yaşamak istediğini düşünüp bunlarla ilgili resimler bulmasını ve bu resimleri de digital pano içerisinde kullanmasını istedim. Kendisi kamp yapmayı çok seven biriydi, kampta iki kişi, dağlarda trecking yapan iki kişi, dağın tepesinde elele tutuşup kahve içen iki kişi vb. gibi çok keyifli resimler seçmişti. Digital panoları çok seviyorum çünkü içine yüklediğimiz bütün resimler hareket halinde değişerek, kendilerini tekrar ediyor. Daha öncede söylediğim gibi Feng Shui’de hareket berekettir. Hareket eden resimler etkisini ve anlamını güçlendiriyor. Aynı şey televizyonlar içinde geçerli orada da sahne ve karelerin sürekli değişmesi bize hayatımızdaki varlıklarını ve değerini hatırlatıyor. Danışanıma geri dönüyorum; panoyu kullanmaya başladığı hafta beni aradı. Biri ile tanıştığını ve yeni başlayan ilişkilerini aşkla anlattı. Kızının odasını incelediğimde ise odada “5” yani kısmetsizlik rakamının olduğunu, uyku yönünün iyi olmadığını tespit ettim. “5” toprak elementidir. Toprak elementi olumsuz olduğu için bu alanda yormak gerekiyor. Bunun için suyun rengi olan siyah ve beyaz renklerini kullanmak gerekir. Su elementi toprağı çamura dönüştürerek yorar. Aslında kızı doğru bir şekilde yani odayı dengeleyecek şekilde düzenlemişti. Annesinin yattığı yatağın uyku yönü çok iyi olduğu için doğal olarak annesiyle uyumayı tercih ediyordu; burada bir değişiklik yapmadık. Bazen değiştirmek istediğiniz şeylerde, bulunduğunuz evin yönlerine göre değişiklik yapılamayacak durumlar olacaktır.
Feng Shui uygulamalarında mekânları incelerken olumsuz rakamların olduğu odalarda o rakamın elementini yoracak elementleri kullanarak o enerjiyi yorarız ki bizimle uğraşmasın, enerjisi iyi olan odalarda da hem o enerjiyi destekleyerek çoğaltacak elementler kullanır hem de o alana hareket kazandırırız. Danışanlarımla yaşadığım bu örneklerle de sizlere, Feng Shui aracılığıyla hayatınızda bazı alanlarda neden, nasıl rahat ettiğinizi, bazı alanlarda ise neden zorlandığınızı ve bu alanları nasıl iyileştirip destekleyeceğinizi anlatmak istedim. Örneklerden de anlaşılacağı gibi Feng Shui bazı alanlarda neden rahat yaşandığını, bazı alanlarda ise neden zorlandığınızı ve bu alanları nasıl iyileştirip destekleyeceğinizi görünür kılar.
Danışanımın mekânında yaptığımız uygulamalar potansiyel hayatına da hızla ulaşmasına olanak sağladı. Tabi ki de hayat bir yolculuk, inişleri ve çıkışları kendi ritminde yaşıyor olacağız. Önemli olan inişlerden çıkışlara geçene kadar yaşadığımız, çalıştığımız mekânlardan destek alabilmek.
Feng Shui insanın kaderini değiştirmez. Yaşamak istediklerimiz hayatımıza bir önceki aşamada nerede kaldıysak onu tamamlamak üzere girer. Feng Shui bu hayatta yaşadığımız mekânlardan da destek almamızı, hayatımızda daha çok desteklenmemizi, sıkıntılarımızı da rahatça atlatabilmemizi, güzel olayları daha sık ve istediğimiz derecede yaşayabilmemizi sağlar. Yani sadece mekânı yorumlamaz aynı zamanda zamanın enerjisinin mekânı nasıl etkileyeceğini de hesap eder. Her yılın zaman enerjisi farklıdır. Mekânın enerjisi değişmese de biz her yıl ocak sonu ya da şubat ayında (Çin yeni yılı ay takvimine göre hesaplandığı için her yıl ocak sonu ya da şubat başı gibi değişir.) yeni senenin enerjilerinin mekânı nasıl etkileyeceğini kontrol edip, değişiklikler yaparız. Bu sebeple yukarıda örnek verdiğim danışanımın evine bir sene sonra gittim, hayatında çok hızlı ve güzel enerjilerle başlayan dönüşümün nasıl devam ettiğini merak ederken, bir sene sonra evine yaptığım ziyaret ve anlattıkları beni çok şaşırttı. Evvela fark ettiğim akan su şelalesinin fişi çekilmiş kullanılmıyordu, dijital pano da artık çalışmıyordu. Kendisine nedenini sorduğumda usb lazım olduğu için dijital panonun fişini çektiğinden, şelaleyi de çalıştırmaya üşendiğinden bahsetmişti. Bunun üzerine hayatının nasıl olduğunu sordum. İşinden çok memnun değildi. İlk fırsatta değiştirmek istiyordu. Sevgilisi de onu çok sevdiğini ama bu ilişkiden emin olmadığını söylemişti.
Feng Shui’de hareket hangi alanda oluşturulmuş ise o alan aktifleşir. Biz bu hareketi durduğumuz zaman, hayatımızda ve mekânlarımızda durağanlık kaçınılmazdır. Özellikle para, ün enerjileri evin arka planlarında ise mekânlarımızın arka yönlerinde yin enerji daha aktif olduğu için hareket daha az olur. Çinlilerin “Yin & Yang” felsefesine göre yin sakin enerjiyi yang da hareketli enerjiyi temsil eder. Yatak odaları akşamları yatmadan yatmaya kullandığımız için yin odalardır. Salonlarımızda ise ana yaşam alanlarımızdır. Konuklarımızı ağırlarız, muhabbet ederiz, yemek yeriz…sürekli bir hareket vardır. Bu sebepten yatak odalarında ki “8 ve 9” enerjisini aktive etmek için gündüz saatlerinde hareketi oluşturmamız gerekiyor. Bu enerjiler danışanımın evinde, ön cephe de olsaydı, zaten hayatında para ve insanların davranışlarına dair farkındalığıyla ilgili bir sıkıntı yaşamıyor olurdu. Şelaleyi ve panoyu çalıştırsaydı hayatı nasıl devam edecekti diye sorduğunuzu duyuyorum.
Çalıştırsaydı, işinden memnun olmadığında hemen yeni bir iş bulabilirdi ya da işini mutlu olacağı seviyeye taşıyabilirdi. Aşk hayatında ise emin olmadığı ilişkiyi sürdürmez, ya bitirir ya da bu ilişkiyi yaşamak istediği biçime dönüştürürdü.
Danışanımla yaşadığım bu olay beni gerçekten derin düşüncelere sevk etti. Onun severek yaşadığı hayatı neden duraklatmayı seçtiğini çok düşündüm. Bir insan bir şeye ulaşmaya çalışır ve bu süreçte ulaşamadıkça bir şeylerden vazgeçebilir; bunu anlıyorum ama istediklerini elde eden bir kişi hayallerini hayatında keyifle yaşarken, neden uygulamaları bırakır ve yaşamda geriye adım atardı?
Evet, Feng Shui bize yaşadığımız mekânların yönlerinin anlamları ve neler yapılırsa nelerin değişeceğiyle ilgili bir yol haritası sunar, elimizde hazır bu harita varken, kendimize sormamız ve dürüstçe yanıtlamamız gereken soru yaşamak istediklerimizin hayatımızda gerçekten kalıcı olmasını isteyip istemediğimizdir? Hayatta olumlu ya da olumsuz her deneyim bizim için önemlidir. Yaşadığımız olaylar bizi büyütür ve tamamlar. Genelde yaşamakta zorlandığımız, eksikliğini hissettiğimiz alanlar bizim kendimizi geliştirmeye, dönüştürmeye ve farkındalık kazanmaya ihtiyaç duyduğumuz alanlardır. Bazen yaşadığımız olaylardan şikâyet ediyor olsak bile bu olayları yaşamayı bizler seçiyoruz. Şimdi anlatacağım hikâye ile ne demek istediğimi daha net aktarabileceğimi umuyorum:
“Derviş, öğrencisiyle cami avlusunda dolaşırken öğrencisi avluda yatan köpeği işaret eder. Köpek çivilerin üzerinde uyuduğu için nefes alıp verirken inlemektedir. Öğrenci, ‘Neden köpek yan tarafta uyumuyor? Orada hiç çivi yok.’ diye dervişe sorar. Derviş: ‘Köpek orada uyuyor, çünkü çivi henüz yeterince batmadı!’ diye yanıtlar.
Bazen keşke şöyle yaşasaydım, keşke hayatımda bu olsaydı dediğimiz şeyler için, mevcut alanımızdan ve rutinimizden uzağa bir adım attığımızda, aniden kaybetme korkusuna kapılırız. Sonuç olarak da, kendimizi hayallerimizi yaşamaya veya daha iyisine layık görmeyip geri adım atarız. Yaşadığımız olumsuzluklara objektif bakabilirsek olumsuzluktan beslendiğimizi fark ederiz. Olumsuzluklarımız, güven alanımızı oluşturacak kadar içimize işlemiştir ve güvenli bildiğimiz olumsuzluklarımızın yokluğunda panikleriz. Güvende hissedebilmek için de iyiye giden şeyleri duraklatıp yaşadığımız güzelliğin içinde olumsuzlukları bulmaya çalışarak kendimizi başladığımız noktaya çekeriz.
İnsan yaşadıklarıyla belli bir seviyeye gelinceye kadar rüzgârda savrulan bir yaprak olmayı seçer. Bu pozisyonda hiçbir şey bizim kontorlümüzde değildir ve inatla hayatımızda yaşananların sorumlusunun başkaları olduğunu düşünürüz. Bizizdir kurban! Bütün olayları bize başkaları yaşatmıştır. Vakti geldiğinde yani hikâyedeki gibi çivi yeterince battığında, yaprağı yönlendiren rüzgârın “biz” olduğumuzu görmeye başlarız.
Farkındalık, bizi yola çıkartır. Hayatımızın kontrolünü elimize almaya başlarız. Hayatımızı ve yaşananlara verdiğimiz tepkileri düşünür, yaşadığımız olaylarda farklı bakış açıları kazanırız. Adımlarımız ve her adımdaki eylemlerimiz değişmeye, dönüşmeye başlar. Adımlarımızı farklı attıkça da yürüdüğümüz yol kısalmaya başlar. Bu yoldaki çabamız ilk başta nasıl zor ve imkânsız gibi görünse de her şeye rağmen yola çıkıp adım atmak bizi sonraki adımlarımız için teşvik eder. Yürüdükçe, yapmak istediklerimizi yaptıkça özgürleşir, kendimizle bütünleşiriz. Her şeyin bizim elimizde olduğunu, biz değişirsek her şeyin dönüşeceğini yaşayarak görmeye başlarız. Artık her adımda yenilenen enerjimizi, bu âna ve yaşamak istediklerimizi yaratmaya harcarız. Yaşamak istediklerimizi gerçekleştirirken, bizler mutlu, üretken, faydalı, bütünsel, dengeli, sağlıklı ve her şeyi aşkla yapan bireylere dönüşürüz. Bu farkındalığımız etrafımızı da aydınlatır.
Bu kitapta Feng Shui’nin özünün ve değerlerinin doğrusunu okuyarak, Feng Shui uygulama adımlarını tanıtımlık değil detaylı şekilde mekânında uygulayabileceksin. Ardından tespit ettiğin yönlerdeki rakamları ve onların anlamlarını özümseyerek, o anlamların hayatında nasıl yaşandığını düşüneceksin ve bu yaşanmışlığı, o bölgeye yerleştirdiğin eşyalarınla karşılaştıracaksın. Bazı alanlarda öz değerlerindeki zenginliği keşfederken bazı alanlarda da kendini nasıl engellediğini fark edeceksin.
Hepimizin hayalleri var. Bu hayalleri bize ilham vermesi için satın aldığımız panolara görsellerle, özlü sözlerle raptiyeleriz. Feng Shui uygulamalarıyla bu panolara tutturulmuş hayallerimizi panolardan çıkararak, evimizdeki ilgili yönlerde kullanarak hayatımıza çekmek mümkün. Şunu demek istiyorum: “Para enerjisinin olduğu odanın ardiye gibi kullanıldığı evlerde, Feng Shui uygulamalarıyla para enerjisinin hangi odada olduğunu öğrenip, o odayı ardiyeden çalışma odasına dönüştürüp kazancınızı arttırmanız mümkün. Aşkı aşkın yönünde, kariyeri kariyerin yönünde, bereketi bereketin yönünde oluşturarak, evin genelinde de o hayallerle buluşan yönlerde ve odalarda o enerjilere yer vererek mekândan destek almak hayatımızda istediklerimizi yaşanır kılmamıza büyük destek verir. Evinizin yönlerinin anlamlarına göre eşyalarınızı amacıyla bütünleştiği şekilde konumlandırmak, sizi her şeyden önce yapmak ve yaşamak istediklerinizle bütün kılacak.
Bu kitabı yazarken en büyük dileğim, bu hayattaki gerçek potansiyelinizi keşfetmenize ve onu kullanmanıza aracı olarak, sadece okuyarak değil uygulamalarla birlikte bilgileri ve yöntemleri yaşamınıza dâhil ederek, sizi daha mutlu bir size götüren kolay ve keyifli bir yolculuğa çıkarmak! Bu yolculukta hayatımızda yer edinmiş, geçmişte yaşadığımız ama içimizde tamamlanmamış olan bağlarla yüzleşeceğiz. Bu bağların bize kazandırdığı deneyim ve bilgelik için teşekkür ederek, yaşamımızda eksiklik hissettiğimiz her ne ise onu tamamlayıp, yaşandığı zaman dilimine gönderip rotayı özümüzde bizi daha mutlu edecek olan isteklerimize çevireceğiz.
İzin verin yaşam alanınız hem isteklerinize hem de yaşamınıza rehberlik etsin ve size destek olsun!
Sloganımız “İnsandan Mekâna, Mekândan İnsana…”
Mutluluk Evinizde Başlar!
Ebru Atalay